Çanakkale’nin Lapseki İlçesi

ÇANAKKALE’NİN LAPSEKİ İLÇESİ

lAPSEKİ TARİHÇESİ:

Lapseki Nedir? Nereden Gelmektedir? Lapseki adının nereden geldiğine dair kesin
ve net bir bilgiye rastlanılmamış olup 2 rivayet üzerinde durulmaktadır.
Bu rivayetlerden ilki;Lapseki’nin Anadolu’ya yapılan Hellen göçleri öncesi varlığını sürdürdüğü ve
Pityausa olarak adlandırılmıştır. Kordos’un sülalesinden olan Foça’da doğmuş,
Fobus (Phoebus) ve Blebüsus isimlerindeki iki kardeş Pityausa’da hükümdar olan
kral Mandrom’a hizmet ediyorlardı. Mandrom bu iki kardeşi Foça’lı göçmen
kafilesini göndermek üzere görevlendirdi. Kafile Fobus’un nezareti altına girdi.
Bu sırada adına Bebrykos’lar denen ve bu bölgede yaşayan yerli halkın
saldırısına uğrayan göçmenler tam öldürülecekleri sırada Kral Mandrom’un kızı
Lampseke araya girmiş ve göçmenleri ölümden kurtarmıştır. Bu nedenle Hellen
göçmenleri Lampseke’ye bir tanrıça gibi tapmışlar ve sonradan ele geçirdikleri
Pityausa kentine onun adını vererek günümüzde Lapseki adını almasını
sağlamışlardır.
İkinci Rivayete Göre;
XVI. yüzyıl ünlü gezginlerinden Evliya Çelebi (1611-1682) yazdığı
seyahatnamesinde Lapseki’den şu şekilde bahseder. “Deniz kenarından uzak bir
bayır ve seki üzerinde incirli bir orman vardı. Türkler incire Löp derdi. İşte
burada yapılan bu şehre de incirli seki anlamında Lapseki denilmiştir” ki adı “Löpseki”den
gelir.

Tarihi Dönemler
Antik çağda Pityausa adı ile varlığını sürdüren Lapseki, İlk olarak Foçalıların
ve ondan sonra da Miletosluların eline geçti. Miletos’lular M.Ö. 670 yıllarında
koloni kurmak için harekete geçmişler ancak Ege kıyıları daha önceleri koloniler
haline geldiğinden daha uzaklara Marmara ve Karadeniz kıyılarına gitmek zorunda
kalmışlardır. Çanakkale Boğazı’nda Sestos’un karşısında Abydos’u (Nara Burnu)
Kapıdağ Yarımadasında Kaykos (Erdek), Khios (Gemlik) ve Mirleia (Mudanya)
şehirlerini koloni haline getirdikten sonra Lampsakos’u da (Lapseki)
kolonileştirdiler.
Bu dönemde Lampsakos’un özellikle şarabı çok ünlüdür. O kadar ki İran Şahları
Darius ve Kserkes buradan şarap getirtirlerdi. Lapseki Marmara’nın girişinde
Boğaz’ın kilit noktasında bulunması ve Trakya ile Anadolu’nun geçit yerinde
olmasından dolayı tarihinin her devrinde ya işgale uğradı, ya da şehrin düzenini
bozan büyük göçlerin tesiri altında kaldı. Darius zamanında Anadolu Pers
İmparatorluğu’na bağlı birinci derecede dört satraplık bulunmaktaydı.
Satraplıklardan Daskilion (Tirilye) şehrine bağlanan Lampsakos her yıl Pers
İmparatorluğuna gümüş tazminatı vermeye mecbur kaldı. Perslerin bölgeden
çekilmelerinden sonra Lampsakos Yunan site devletlerinin direkt tesiri altında
kaldı. Ege Denizi tarihinin klasik çağında (M.Ö. 479-334) Lampsakos’un surlarla
çevrilmemiş olduğunu Thoukydides’den öğreniyoruz. Lapseki, Atina-Isparta
Savaşları sırasında Atina’ya baş kaldırıp Delos Birliğinden ayrılmak istediği
zaman; 24 gemiyle ayaklanmayı bastırmaya gelen Atina’lı komutan surlarla
çevrilmemiş bu kenti ilk saldırıda ele geçirmiştir. Atina birlikleri 409 yılında
kenti tahkim etmişler ve üs olarak kullanarak boğazın kontrolünü ellerine
geçirmişlerdir. Atina’lıların Lapseki’yi ele geçirip boğazı kontrol altına
almaları üzerine Ispartalı Komutan Lysandros, donanması ile Çanakkale Boğazı’na
gelerek Lapseki’yi ele geçirmek ve çevredeki şehirlere gözdağı vermek
istemiştir. Atinalı’lar bu durum karşısında; hemen harekete geçerek önlem
aldılar. Donanmalarını Avrupa sahilinden Khios istikametine yola çıkardılar.
Lysandros Abydos’tan sahili izleyerek Anadolu kıyısındaki Lapseki’yi kuşattı.
Şehre taarruz ederek şehri ele geçirdi. Isparta’lıları adım adım takip eden
Atina’lılar hiç vakit kaybetmeden erzaklarını alıp Lapseki’nin karşısına düşen
Aigos-Potamoi’e (Cumalıdere) geldiler.Aigos-Potamoi muharebesi Isparta’lı
komutan Lysandros’un zaferi ile sonuçlandı ve Lapseki uzun süre Isparta’lılar
hakimiyetinde kaldı.Hellenistik dönemde; Lampsakos şehrine ait bilgileri
Pausanias’un yapıtlarından öğrenmekteyiz. Pausanias Yunanistan’da, Olimpia’ya
dikilmiş komutanların heykelleri üzerine bilgi verirken, Lampsakos şehrine de
değinmiştir. Burada, Büyük İskender’in Asya seferi sırasında Lampsakos’a
dokunmadan kenarından geçerek Biga istikametinde yoluna devam ettiği belirtilir.
Bu olaylardan sonra Lapseki Büyük İskender’in koruyuculuğu altında var olmaya
devam etmiştir.
Roma Dönemi:
Büyük İskender’in ölümünden sonra; Makedonya Kralı V.Pilip, Yunanistan’ı
hakimiyeti altına almaya çalışırken Seleukos Kralı Antiochos III’de donanması
ile Ege kıyılarını ve Çanakkale Boğazı’ndaki, Lampsakos’u zapdetti.
Lampsakos’lular, Anadolu şehirleri içinde bir ilk olarak Roma’ya gönderdikleri
heyetle kendilerinin kurtarılmalarını ve yardım edilmesini istediler. (MÖ 197)
Roma ile Selevkoslar arasında yapılan savaş sonunda MÖ. 188 yılında Apamea
Kibatos, şehrinde barış antlaşması yapıldı.Lapseki ve boğazlar Romalıların
müttefiki Bergama Kralı Evmenes’in koruyuculuğuna bırakıldı.Sonraki dönemlerde
Roma imparatorluğu Anadolu üzerindeki hakimiyetini daha da arttırarak Bergama ve
Bitinya krallıklarını da ortadan kaldırdı ve böylece bölgede tek güç olarak
kaldı. Lapseki de kesin olarak Roma hakimiyeti altına girdi.

Bizans dönemi:
Roma İmparatorluğunun doğu ve batı diye ayrılması ve İstanbul’un Doğu Roma’nın
başkenti olması ile beraber Gelibolu’nun Bizans Döneminde ticaret ve liman
bakımından önem kazanması dolayısı ile Lapseki’nin eski durumunu muhafaza
etmesine imkan kalmadı. MS. 471 yılında Justinianus’un Gelibolu’yu boğazın
kontrolü için tahkim etmesi, tersaneler kurması bu şehrin bölgede yeni bir
merkez olarak ortaya çıkmasını sağladı. Lampsakos’un eski parlak durumunu
koruyamamasının bir nedeni de, yakınlarında bulunan Abydos(Nara Burnu) kentinin,
Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olması ve gümrük teşkilatının kurularak
ticareti kontrol etmesi gösterilebilir. Bugünkü Lapseki şehrinde eski devirlere
ait eserler tam olarak gün ışığına çıkmamıştır. 19 yüzyılın sonlarında özellikle
mermer direkli Antuvan devrine ait eserler bulunmuştu. Çıkan buluntuların büyük
kısmı Roma egemenliği döneminden kalmadır. İlkçağ kenti Akropolisinin, burada
olduğu tahmin edilmektedir. Sözü edilen yerde sur izleri ile toprağa karışmış
bol sayıda çanak çömlek kırıkları görülmektedir. Lampsakos şehri zamanla diğer
küçük site devletleri gibi eski durumunu kaybetmiştir. Çünkü bu devirlerde küçük
şehir devletleri hemen her vakit düşman olan tarafın tuzağına düşerek ortadan
kalkarlar, aradan kısa bir süre geçince ya kendileri yada kendilerine yardıma
gelen müttefikleri sayesinde tekrar özgürlüklerine kavuşurlardı.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi:
Osmanlılar, Bursa dolaylarında devletleşme yolunda adımlar attığı sırada
Çanakkale Boğazı’nın, Anadolu ve Rumeli yakaları da Bizans toprakları içindeydi.
Aydınoğullarından Umurbey, Melik İshak, Halil Ece, Saltık Bey,
Karesioğullarından Yahşi Bey ve Alaaddin Beyler Anadolu yakasındaki birçok yeri
hakimiyetleri altına almışlardır. Bu esnada Gelibolu, Bizanslı Tekfur
Kantakuzen’in elinde bulunuyordu. Osman Bey zamanında bir aşiret görünümdeki
Osmanlı Devleti, Orhan Bey zamanında devlet hüviyetine sahip olmuş ve kuvvetleri
ile Karesi ve Saruhan Beylikleri ortadan kaldırdıktan sonra Lapseki ve çevresini
de ele geçirmişti. Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa önderliğindeki Osmanlı
ordusu Rumeli’ye geçmeden az önce Lapseki’yi fethetmek için yürümüştür.O zaman
Bizans’ın elinde bulunan Lapseki’ye padişahın fermanını götürmek için üç tane
Osmanlı süvarisi görevlendirilmiştir.Bu süvarilerin atları al(kırmızı)renklidir.
Süvariler Lapseki’nin tam güneydoğu istikametine geldikleri sırada takriben şu
anda ilçeye bir kilometre mesafede küçük bir tepe üzerinde Bizanslılar
tarafından şehid edilmişlerdir.Şehidin bir tanesinin cesedi bulunamamıştır.Bu
şehidlerin gömüldüğü yer halk dilinde “İKİ AL ATLI” şeklinde söylenegelmiştir.Bu
şehidler için aynı yerde iki adet mezar mevcuttur.1356 yılında ise Orhan Bey’in
oğlu Şehzade Süleyman Paşa, Ece Bey, Hacı İlbey, Gazi Fazıl Bey ve Evranos
Beyler Güreci ile Lapseki arasına gelerek ilk defa fetih amacıyla Gelibolu’ya
geçtiler. Bu arada Orhan Bey Umurbey’deki kiliseyi camiye çevirdi. Gazi Süleyman
Paşa’da, Lapseki’de bugünkü camiyi yaptırdı.
Osmanlılar’ ın Rumeli’ye geçiş olayı tarih kitaplarında farklı şekillerde
anlatılmaktadır. Batılı kaynaklar ve bazı tarihçilerimiz Orhan Bey’in, düşman
saldırıları ile iyice bunalan Bizans imparatoru Kantekuzenos’a (kayınpederi)
yardım ettiğini ve Sırp ve Bulgar kuvvetlerini Dimetoka meydan savaşında yenerek
Edirne’yi Bizans adına kurtardığını (1352) Türklerden çok memnun kalan imparator
da bu memnuniyetini belirtmek için Rumeli’de, Gelibolu yakınlarında Çimpe
kalesini Türklere üs olarak verdiğini yazarlar. (1354) Böylelikle Türk
kuvvetleri, Bizans imparatorluğu sıkıştığında, Çanakkale Boğazı’nı geçmek
zorunda kalmadan hemen yardımına koşacaktı. Bu rivayette Türklerin Rumeli’ye
geçişinin fetih şeklinde olmayıp, Çimpe kalesinin yardım karşılığı verilmesiyle
gerçekleştiği iddia edilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi: (Devamı)
Hoca Sadettin Efendi, Aşıkpaşazade gibi Osmanlı tarihçileri ise Rumeli’ye geçiş
olayını, fetih şeklinde anlatmaktadırlar. Türk ressamlarının meydana getirdiği
konu ile ilgili yağlı boya tablolarda görüldüğü üzere; Türkler, Rumeli’ye sallar
üzerinde geçtiler. Orhan Gazi’nin oğlu Gazi Süleyman Paşa ve maiyeti denizden
geçişi kolaylaştıracak bir yer ararlar iken Marmara denizinin giriş çıkış kapısı
niteliğindeki Lapseki(Çardak) mevkiine geldiler. Gazi Süleyman Paşa, Bugünkü
Çardak beldesinde bir mescit yaptırdı. Silah arkadaşları, bölgede keşif yapıp,
hareket planlarını hazırladılar. Çardak- Salbaş mevkiindeki, SALBAŞ AĞACI’nın,
(fethin tek canlı tanığı, 650-700 yıllık meşe ağacı 2002 yılında esen sert
rüzgarlara dayanamayıp yıkılmıştır.) altında meşe ağacından yaptıkları bir salla
dualar okuyarak karşı kıyıya vardılar. Burası Gelibolu ile Bolayır arasında,
Bolayır’a daha yakın olan Çimpe Kalesi yakınlarıdır. Bu hisarın dışında bağda
çalışmakta olan bir Rum’u esir alıp, hiç beklemeden aynı salla geri döndüler.
Şehzade Süleyman Paşa bu başarıya çok sevindi. Rum esire çok iyi davrandı.
Armağanlarla donattı. Başına şapka, beline kuşak ve ayağına da ayakkabı verdi.
Ona: “Sizin hisarınızda yer varmı dır, kimse duymadan, görmeden içeri girelim?
dedi.O da:”Sizi kimse görmeden hisara koyarım.” dedi. Sur duvarlarının harap
halini, askerlerin pek çok şeyden mahrum olduklarını bir bir anlattı. Nöbetçi
muhafızları gafilane basmak için hizmet edeceğini arz etti. Esir Rum’dan
istediği tüm bilgileri alan Gazi Süleyman Paşa derhal emir verip, deniz
kıyısında bulunan yerleşim yerlerinden sığırlar toplattı. Bunların derilerinden
yaptırdığı sağlam kösele kayışlarla, kalın ağaç kütüklerini bağlatarak iki sal
yaptırdı. Ertesi gün en cesur silah arkadaşları, Kara Timurtaş Paşa,
Balabancıkoğlu, Kara Oğlanoğlu; Aksungur, Kara Hasanoğlu, Akça Kocaoğlu’nun da
aralarında bulunduğu 39 kişi ile birlikte sala bindi. Diğer salda da Evranos
Bey, Ece Bey, Fazıl Bey, Hacı İl Bey gibi 40 bahadır bulunuyordu. Ayrıca savaş
için gerekli bütün silahlar, askerlerin ağırlıkları ve ne kadar ağırlık varsa
hepsi sallara yüklendi. Rahat bir deniz yolculuğundan sonra karanlık bir gecede
“seksen dilaver”den meydana gelen bir birlik ile Çimpe Kalesi’ne yakın yerden
kıyıya çıktılar. Hemen orada şükür namazı kıldılar. Kılavuzluk eden Rum esirin
gösterdiği yoldan sessizce giderek hisarın dibine geldiler. Çimpe Hisarı’nın
önünde, sol tarafta büyük bir gübrelik vardı. Onun üzerinden uzun merdivenlerle
hisarın burcuna tırmandılar. Anadolu yakasından gemi olmadan Rumeli’ye geçmenin
imkansızlığına inanan kale halkının bir kısmı rahat döşeklerinde, bir kısmı da
kale dışında bağlarda uykuya dalmışken, Çimpe Kalesi kolaylıkla ele geçirildi
(1354).
Padişah I.Mehmet (Çelebi) döneminde (1413-1421) Çalı Bey kumandasındaki Osmanlı
donanması ile Pietro Loredano kumandasındaki Venedik donanması arasında Mayıs
1416 tarihinde Marmara Adasıyla Gelibolu arasında büyük bir deniz savaşı meydana
gelmiştir. Yapılan çarpışmalarda Çalı Bey şehit olmuştur. Savaşı kazanan
Loredano, ertesi yıl yeniden gelerek Emir Süleyman’ın Lapseki’de yaptırmış
olduğu kaleyi işgal için topa tutmuştur. Karada Hamza Bey’in kumandasında 10
binden fazla bir kuvvetin bulunması sebebiyle başarılı olamamıştır. Yıldırım
Bayezit’in boğaz muhafızlığını Gelibolu’da kurup başına da Sarıca Paşayı vermesi
(1390) ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında buranın Kaptan Paşa eyaleti olması
dolayısıyla Gelibolu’nun askeri ve ticari yönden önemi her geçen gün daha da
artmıştır.
Evliya Çelebi (1611-1682), Seyahatnamesinde; Osmanlı dönemindeki Lapseki’yi
şöyle anlatmaktadır. “Deniz kenarında olup hakimi vardır. 150 akçelik kazadır.
Halkı Rum ve Ermenidir. 1300 adet bağlı bahçeli, kiremit örtülü yan yana evleri
vardır. Bir camii, hanları ve bir hamamı vardır. Çarşısı çok az ise de bağ ve
bahçeleri çoktur. Karpuzu, üzüm turşusu, bulaması ve şırası ünlüdür.” Bu
yüzyılda Lapseki’de Yeniçeri serdarı, sipahi kethüda yeri,s ubaşısı, bacdarı,
muhtesibi vardı. Ayanı azdı.
1831 de Sultan II. Mahmud zamanında Şahap Efendi’nin yaptığı nüfus sayımına göre
Lapseki’de 2442 Müslüman halkın yaşadığı tespit edilmiştir.
Şemseddin Sami’nin Kamus-ül-Alam’ında (1888-1900 yılları arasında yazılmış tarih
ve coğrafya alanında bilgiler veren bir lügat-sözlüktür) Lapseki için şu
bilgiler verilmektedir. “Biga bağımsız mutasarraflığına bağlı ilçe merkezi bir
kasabadır. Bu ilçe öteden beri bağ ve bahçeleriyle, dolayısıyla şarabıyla da
ünlüdür. Başlıca ürünleri :Buğday, arpa, yulaf, mısır, çavdar, susam ,nohut,
bakla, anason , zeytin , ceviz ve kestanedir. Hayvan türünden mal varlığı
:44.000 koyun, keçi, 4.000 sığır, 5.300 eşek ,250 deve, 120 beygirdir. Tüm ilçe
ve köylerinde : 40 mescit ve camii, 36 okul, 5 medrese, 2kilise, 165 dükkan ve
mağaza, 8 hamam, 25 fırın, 1 un fabrikası , 4 dalyan ve 128 çeşmesi vardır.”
denilmektedir.

I.Dünya Savaşında Lapseki:
Çanakkale savaşları tüm şiddetiyle sürerken Lapseki’nin savaş menzili dışında
kalması ve stratejik bir konumunun olmayışından ötürü fazla tahribat görmemiş ve
bilfiil savaşın içinde olmamıştır. Bu savaş boyunca Lapseki bir idari lojistik
merkez olarak üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. 2 Mayıs 1915 yılında
İngiliz Agemennon savaş gemisiyle Monica adlı balon gemisi Saroz körfezine
girerek Gelibolu ilçe merkezini bombalamışlar ve bu bombardımanda ordu karargahı
isabet almış ilçede bir cami yanmış, bir han ve bazı evler yıkılmış, halktan
yaralananlar olmuştur. Bu durumda halk şehri terk etmeye başlamış bu arada da 5.
Ordu karargahının yerinin değiştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Gelibolu’da bulunan Ordu Menzil müfettişliği bu suretle Lapseki’ye taşınmıştır.
Ayrıca Gelibolu’daki erzak ve cephane depoları da Lapseki’ye nakledilmiştir. Bu
arada Gelibolu’da bulunan askeri hastane Tekirdağ’a taşınmış ve ayrıca
Lapseki’de 300 yataklı bir hastane kurulmuştur. Savaş sırasında değişik yerlerde
yem ve gıda ambarları kurulmuş ve 23 temmuz 1915 tarihi itibarı ile Lapseki
ambarlarında askerlerin ihtiyacı için 8.5 ton ekmeklik un , 36 ton çeşitli erzak
ve 8 ton hayvan yemi stoklanmıştır. 1914 yılında başlayan savaş sonucu kurulan
menzil hastanelerine ilaveten Çanakkale muharebelerinin başlamasıyla bölgede iki
hayvan hastanesi teşkil edildi. Bu hastanelerden birisi Gelibolu’nun 8 km.
güneyinde Münip Bey çiftliğinde, diğeri ise Anadolu tarafında Çanakkale Lapseki
yolu üzerinde SULUCA köyünde idi. Bu hizmetler yapılırken ayrıca 5. ordu menzil
müfettişliği bünyesinde Lapseki’de iskele komutanlığı ile bir hizmet bölüğü de
görev yapmakta idi.

Kurtuluş Savaşında Lapseki:
Birinci Dünya Harbinde kendi topraklarında ve diğer cephelerde çarpışan Türk
orduları 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkesini imzalamak zorunda kalmıştı. Bu
antlaşmanın kendilerine verdiği yetkilere dayanarak işgal devletleri yurdumuzun
değişik noktalarına asker çıkarmaya ve gerekli gördükleri stratejik konumda olan
yerleri işgal etmeye başlamışlardır. Boğazlarda işgalde ele geçen yerler
arasında kalmıştı. Lapseki, Yunanlıların işgal yürüyüşleri sırasında 22 Haziran
1920’de toplu saldırıya geçen Yunanlılar tarafından ele geçirildi. Bu devrede
Trakya Bölgesinde Kuva-i Milliye teşkilatımız tam örgütlenmemişti. Biga ve
Lapseki dolaylarında da yeterli bir teşkilat yoktu. Amaç, Fransızlar’ın
kontrolündeki Gelibolu Akbaş İskelesi depolarında bulunan silah cephane ve
mühimmatı Lapseki yoluyla, Kuva-i Milliye Birliklerine göndermekti. Bu mühimmat,
Fransızlardan kaçırılmak suretiyle gönderilmiştir. Olayın duyulmasından sonra
Lapseki’ye gelen Fransız harp gemisinin bütün çabaları boşa gitmiş, sadece
mühimmatın kaçırılması sırasında esir alınarak, Lapseki’ye getirilmiş olan 20
kişilik Fransız müfrezesi geri verilmiştir. İçinde bulunulan olağanüstü koşullar
nedeniyle elde edilen bu başarının önemi çok büyüktür. Mustafa Kemal Paşa’nın
Heyet-i Temsiliye adına tüm Anadoludaki Heyet-i Merkeziyelere gönderdiği telgraf
aşağıda yer almaktadır
Heyet-i Temsiliye namına

Mustafa Kemal

Atatürk özel sohbetlerde bu durumu Türklerin Anadolu’dan Rumeli’ye geçişi,
hareketine benzetmiş ve daha da üstün bir cesaret ve fedakarlık olarak
niteleyerek, bu olayların iftihar ve heyecan kaynağı olmasını sağlayarak
Kurtuluş Savaşımızın temellerini oluşturmuştur.
1356 yılından beri Türklerin elinde bulunan Lapseki Çanakkale deniz ve kara
savaşlarında yaralanan ve ölen binlerce askerimizin barındığı ve gömüldüğü yer
olmuştur. Şu andaki hükümet binası civarında ve Lapseki’nin doğusundaki
mezarlıkta en az 15 bin şehit yatmakta olup bunların anısına ilçe mezarlığın da
küçük bir abide dikilmiştir . İlçemize 3 km. mesafedeki Çardak kasabasında da
gömülen binlerce şehidimizin için Trakya müfettişi General Kazım Dirik
tarafından teşebbüse geçilerek güzel bir abide yaptırılıp; Arıburnu Şehitliği
olarak düzenlenmiştir . İstiklal savaşında da İlçe düşman işgaline uğramamış
sadece birkaç İngiliz müfrezesi kısa bir süre için İlçe ve köylere zarar
vermeden gelip geçmiştir. 25 Eylül 1922 tarihinde İlçeye girmek isteyen birkaç
İngiliz müfrezesini ilçe halkımız kahramanca mücadele ederek ilçeye sokmamıştır.
Lapseki’nin kurtuluşu 25 Eylül 1922 olarak kabul edilmiş olup,her yıl 25 Eylül
günü Lapseki’nin Kurtuluş Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Lapseki’li Hasan Oğlu Ahmet :
18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale boğazını geçmek için zorlayan Fransa-İngiltere
birleşik donanması boğazdan büyük bir yenilgi ile geri çekilerek, 25 Nisan 1915
tarihinde Seddülbahir bölgelerine yapılan İngiliz çıkartma birliklerine karşı
siper mücadeleleri veren Çanakkale Lapseki’li Hasan Oğlu Mehmet cephede
yaralanarak Zığındere sargı yerine getirilir. İlk tedavisinden sonra Soğanlıdere
üzerinden Çanakkale askeri hastanesine gönderilir. Tedavisi uzun süreceğinden
hava değişimi için Lapseki’ye gönderilir. Lapseki’ye gelen Mehmet’in kirlenen ve
tozlanan asker elbiselerini annesi yıkayıp astığında Mehmet’in 15 yaşındaki
kardeşi Ahmet elbiselerin kurumasını beklemeden giyip ağabeysinin yerine
Çanakkale’ye savaşa gider. 1915 Haziran ayı içinde yapılan süngü savaşında
Seddülbahir bölgesinde aldığı tek kurşun ile yaralanır ve kendisinden geçer. Bu
arada itilaf devletlerinin emir komutasında Çanakkale’ye savaşmaya gelmiş olan
Nepal asıllı Gurka denilen askerlerin şehit ettikleri her Osmanlı askerinin
kulaklarını kesmek gibi iğrenç bir adetleri vardı. Almış olduğu kurşun yarası
ile kendinden geçmiş bir vaziyette baygın olarak yerde yatmakta olan Ahmet’in
üzerine çullanan bir Gurka askeri onunda kulağını kesmek ister. Tam bu sırada
küçük Ahmet’in çavuşu seslenir “Sakın kulağını verme Ahmet” bunun üzerine
kendisine gelen Ahmet son bir gayret ile gücünü toplar ve düşman askerini
öldürür. Daha sonra kendisi şehit edilir. Bu olaydan dolayı Ahmet “Kulağını
vermeyen şehit” olarak anılmaktadır. Küçük şehidimizin temsili olan mezar taşı
şu anda Hisarlık tepesi üzerinde Şehitler Abidesi yanındaki Şehitlik de
bulunmaktadır.

Adatepe Köyü, Akçaalan Köyü , Alpagut Köyü
Balcılar Köyü , Beybaş Köyü , Beyçayırı Köyü , Beypınarı Köyü
Çamyurt Köyü , Çataltepe Köyü , Çavuşköy
Dereköy , Dişbudak Köyü , Doğandere Köyü , Dumanlı Köyü
Ecialan Köyü , Güreci Köyü , Gökköy
Hacıgelen Köyü , Hacıömerler Köyü , Harmancık Köyü
Kangırlı Köyü , Karamusalar Köyü ,Karaömerler Köyü , Kemiklialan Köyü ,
Kocabaşlar Köyü , Kocaveli Köyü , Kırcalar Köyü , Kızıldam Köyü
Mecidiye Köyü , Nüsretiye Köyü , Subaşı Köyü , Suluca Köyü , Sındal Köyü ,
Taştepe Köyü , Yaylalar Köyü , Üçpınar Köyü
Yeniceköy , İlyasköy , Şahinli Köyü , Şevketiye Köyü

This entry was posted in Genel and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *